19 Kasım 2013 Salı

Oxford Town

Orijinali:

Oxford town, Oxford town
Everybody has got their heads bowed down
The sun don't shine above the ground
Ain't a-goin' down to Oxford town

He went down to Oxford town
Guns and clubs followed him down
All because his face was brown
Better get away from Oxford town

Oxford town around the bend
He come in to the door, he couldn't get in
All because of the color of his skin
What do you think about that, my friend?

Me and my gal, my gals son
We got met with a tear gas bomb
I don't even know why we come
Goin' back where we come from

Oxford town in the afternoon
Everybody singin' a sorrowful tune
Two men died beneath the Mississippi moon
Somebody better investigate soon

Çevirisi:

Oxford kasabası, Oxford kasabası
Herkesin ellerinde ezilmiş şapkaları
Güneşin toprağın üstüne doğmadığı
Oxford kasabasına gitmek anlamsızdı

Delikanlı Oxford Kasabası'na vardı
Silahlar ve kulüpler peşinden ayrılmadı
Hepsinin nedeni yüzünün siyah olmasıydı
Oxford Kasabasından uzak durmak en mantıklısı

Oxford kasabası arkasında kavşağın
Kapıya geliyor ama içeri giremiyordu delikanlı
Hepsinin nedeni renginin siyah olmasıydı
Peki sen ne diyorsun buna arkadaşım?

Ben ve kız arkadaşım, onun oğlu
Hepimiz yuttuk o gaz bombalarını
Bilmiyorum bile neden buraya vardığımızı
Nerden geldiysek oraya dönmek en hayırlısı

Öğle vakti Oxford Kasabası'nda
Herkes ağıtlar yakıyor matem havasında
İki adam öldü Mississippi ayının altında
İyi olur birisi bunu soruşturursa


24 Eylül 2013 Salı

Bob Dylan's Dream

Orijinali:

While riding on a train goin' west
I fell asleep for to take my rest
I dreamed a dream that made me sad
Concerning myself and the first few friends I had

With half damp eyes I stared to the room
Where my friends and I spent many an afternoon
Where we together weathered many a storm
Laughin' and singin' till the early hours of the morn

By the old wooden stove where our hats was hung
Our words were told, our songs were sung
Where we longed for nothin' and were satisfied
Jokin' and talkin' about the world outside

With hungry hearts through the heat and cold
We never much thought we could get very old
We thought we could sit forever in fun
And our chances really was a million to one

As easy it was to tell black from white
It was all that easy to tell wrong from right
And our choices there was few so the thought never hit
At the one road we traveled, we ever shattered or split

How many a year has passed and gone
Many a gamble has been lost and won
And many a road taken by many a first friend
And each one I've never seen again

I wish, I wish, I wish in vain
That we could sit simply in that room again
Ten thousand dollars at the drop of a hat
I'd give it all gladly if our lives could be like that

Çevirisi:

Batı yollarındaki bir trene atlamış giderken
Dinleneyim diye uyuyakaldım birden
Bir rüya gördüm beni üzüntüye boğan
Beni ve eski bir kaç arkadaşımı kaygılandıran

Odaya çevirdim bakışlarımı yarı uykulu gözlerle
Ben ve arkadaşlarımın pek çok öğleden sonrasını geçirdiği yere
Birlikte pek çok fırtınanın atlatıldığı
Gülüp şarkı söyleyerek sabahlanıldığı

Eski ahşap soba boyunca şapkalarımız asılmış
Şarkılarımız söylenmiş, kelimelerimiz kullanılmış
Hiçbir şeye muhtaç değildik ve tuzumuz kuruydu orda
Konuşup şakalaşırdık dışarıdaki dünya hakkında

Kalplerimizle, ateş ve buzun korku saldığı
Asla düşünmezdik bir gün yaşlanacağımızı
Derdik ki bu mutlu mesut sürer gider böyle
Şanslarımızın cidden milyonda bir olduğunu bilsek de

Beyazdan siyahı anlatmak ne kadar kolaysa
Doğrudan yanlışı anlatmak da o kadar kolaydı anca
Ve seçeneklerimiz fazlaydı şu fikrimizse hiç yara almamıştı
Yürüdüğümüz o tek yol asla bozulup dağılmayacaktı

Nice yıl böylece gelip geçti 
Ve nice kumar kazanılıp kaybedildi
Ve pek çok dostumuz nice yolları aştı
Bir tanesiyle bile tekrar yolumun buluşmadığı

Keşke, keşke, keşke çabalarım boşa çıksaydı da
Tekrar öylece oturabilseydik o odada
On bin dolarım bile olsaydı birden bire
Seve seve verirdim hayatlarımız eskisi gibi olsun diye


22 Eylül 2013 Pazar

Don't Think Twice, It's All Right

Orijinali:

It ain't no use to sit and wonder why, babe
Ifin you dont know by now
An' it ain't no use to sit and wonder why, babe
It don't matter anyhow

When your rooster crows at the break of dawn
Look out your window and I'll be gone
You're the reason I'm travelin' along
Don't think twice, it's all right

Well, it ain't no use in turnin' on your light, babe
That light I never knowed
An' it ain't no use in turnin' on your light, babe
I'm on the dark side of the road

Still I wish there was somethin' you would do or say
To try and make me change my mind and stay
But we never did too much talkin' anyway
So don't think twice, it's all right

It ain't no use in callin' out my name, babe
Like you never did before
It ain't no use in callin' out my name, babe
I can't hear you any more

I'm a-thinkin' and a-wonderin' walkin down the road
I once loved a woman, a child I'm told
I give her my heart but she wanted my soul
But don't think twice, it's all right

So I'm walkin' down that long lonesome road, babe
Where I'm bound, I can't tell
But goodbye's too good a word, babe
So I'll just say fare thee well
I ain't sayin' you treated me unkind
You could have done better but I don't mind
You just kinda wasted my precious time
But don't think twice, it's all right

Çevirisi:

Oturup da meraklanmanın gereği yok bebeğim
Bir şey farkettiği yok nasılsa
Öyle oturup da meraklanmanın gereği yok bebeğim
Şimdiye kadar haberin olmadıysa
Horozun şafak sökerken öttüğü vakit
Pencerenden bak dışarı, gitmiş olacağım
Sensin sebebi yollara düşmemin
Çok düşünme, her şey yolunda

Işıklarını yakmanın gereği yok bebeğim
O ışıklar ki asla görmediğim
Işıklarını yakmanın gereği yok bebeğim
Yolun karanlık taraflarına düşmüşüm ben
Hâlâ isterim ki yapacak ya da söyleyecek bir şeylerin olsaydı
Kalayım diye uğraşıp çelseydin aklımı
Zaten öyle çok konuştuğumuz da olmamıştı
Ama çok düşünme, her şey yolunda

Adımı anmanın gereği yok bebeğim
Önceden de hiç yapmadığın gibi
Adımı anmanın gereği yok bebeğim
Duyamıyorum artık sesini
Upuzun yollar boyu düşünüp durdum
Bir zamanlar bir kadını sevmiştim, şimdi çocukmuş diyorum
Ona kalbimi verdim ama o ruhumu istedi
Yine de çok düşünme, her şey yolunda

Yürüyorum bebeğim bu uzun, ıpıssız yollarda
Nerelere düştüm, dilim varmaz söylemeye
Ama hoşçakal da öyle güzel bir laftır ki
Sana yalnızca hoşçakal derim ben de
Bana kötü davrandın diyemem
Daha iyi de olabilirdin ama umrumda değil zaten
Sadece çaldın o değerli vaktimden
Ama çok düşünme, her şey yolunda

4 Eylül 2013 Çarşamba

A Hard Rain's A-Gonna Fall

Orijinali:

"Oh, where have you been, my blue-eyed son?
And where have you been my darling young one?"
"I've stumbled on the side of twelve misty mountains
I've walked and I've crawled on six crooked highways
I've stepped in the middle of seven sad forests
I've been out in front of a dozen dead oceans"
"I've been ten thousand miles in the mouth of a graveyard
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, it's a hard
It's a hard rain a-gonna fall"

"Oh, what did you see, my blue eyed son?
And what did you see, my darling young one?"
"I saw a newborn baby with wild wolves all around it
I saw a highway of diamonds with nobody on it
I saw a black branch with blood that kept drippin'
I saw a room full of men with their hammers a-bleedin'"
"I saw a white ladder all covered with water
I saw ten thousand talkers whose tongues were all broken
I saw guns and sharp swords in the hands of young children
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
It's a hard rain a-gonna fall"

"And what did you hear, my blue-eyed son?
And what did you hear, my darling young one?"
"I heard the sound of a thunder, it roared out a warnin'
I heard the roar of a wave that could drown the whole world
I heard one hundred drummers whose hands were a-blazin'
I heard ten thousand whisperin' and nobody listenin'"
"I heard one person starve, I heard many people laughin'
Heard the song of a poet who died in the gutter
I heard the sound of a clown who cried in the alley
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, it's a hard
It's a hard rain's a-gonna fall"

"Oh, what did you meet my blue-eyed son?
And who did you meet, my darling young one?"
"I met a young child beside a dead pony
I met a white man who walked a black dog
I met a young woman whose body was burning
I met a young girl, she gave me a rainbow"
"I met one man who was wounded in love
I met another man who was wounded in hatred
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, it's a hard
It's a hard rain's a-gonna fall"

"And what'll you do now, my blue-eyed son?
And what'll you do now, my darling young one?"
"I'm a-goin' back out 'fore the rain starts a-fallin'
I'll walk to the deepths of the deepest dark forest
Where the people are many and their hands are all empty
Where the pellets of poison are flooding their waters"
"Where the home in the valley meets the damp dirty prison
And the executioner's face is always well hidden
Where hunger is ugly, where the souls are forgotten
Where black is the color, where none is the number"
"And I'll tell it and speak it and think it and breathe it
And reflect from the mountain so all souls can see it
And I'll stand on the ocean until I start sinkin'
But I'll know my song well before I start singin'
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
It's a hard rain's a-gonna fall"


Çevirisi:

Ah nerelerdeydin benim mavi gözlü çocuğum?
Ah nerelerdeydin benim gencecik güzelim?
On iki puslu dağın yamaçlarında buldum kendimi
Yürüdüm ve adım adım geçtim altı çarpık otoyolu
Emekleye emekleye geçtim yedi mutsuz ormanın göbeğinden
Önüne düştüm bir düzine ölü okyanusun
On bin mil katettim bir mezarlığın içinden
Ve ağır, ve ağır, ağır, ve ağır
Ve ağır bir yağmur bastıracak birazdan

Ah neler gördün benim mavi gözlü çocuğum?
Ah neler gördün benim gencecik güzelim?
Yeni doğmuş bir bebek gördüm vahşi kurtlar sarmış etrafını
Yollar boyu elmas gördüm kimseler yok üzerinde
Bir ağaç dalı gördüm üzerinden kan damlayan
Bir oda dolusu adam gördüm çekiç tutan elleri kanayan
Beyaz bir merdiven gördüm her yanı suya batmış
On binlerce konuşan gördüm dilleri iyice bozulmuş
Silâhlar ve keskin kılıçlar gördüm gencecik çocukların ellerinde
Ve ağır, ve ağır, ağır, ve ağır
Ve ağır bir yağmur bastıracak birazdan

Ve neler duydun benim mavi gözlü çocuğum?
Ve neler duydun benim gencecik güzelim?
Kasırganın sesini duydum, bizi uyarırcasına kükreyen
Dalgaların gürleyişini duydum tüm dünyayı yutabilecek
Yüzlerce davulcu duydum elleri alev alev yanan
On binlerce fısıltı duydum kimselerin dinlemediği
Açlıktan midesi kazınanı duydum, duydum o kadar insanın güldüğünü
Bir şairin şarkısını duydum yol kenarlarında ölüp giden
Bir palyaçonun sesini duydum vadide ağlayıp yakaran
Ve ağır, ve ağır, ağır, ve ağır
Ve ağır bir yağmur bastıracak birazdan

Ah kimlerle tanıştın benim mavi gözlü çocuğum?
Kimlerle tanıştın benim gencecik güzelim?
Genç bir çocukla tanıştım ölü bir midillinin ardındaki
Beyaz bir adamla tanıştım kara bir köpeği gezdiren
Genç bir kadınla tanıştım vücudu alevler içinde yanan
Genç bir kızla tanıştım, bana gökkuşağını sunan
Bir adamla tanıştım aşktan bitap düşmüş
Başka bir adamla tanıştım nefretle yanıp kül olmuş
Ve ağır, ve ağır, ağır, ve ağır
Ve ağır bir yağmur bastıracak birazdan

Ah peki şimdi ne yapacaksın benim mavi gözlü çocuğum?
Ah şimdi ne yapacaksın benim gencecik güzelim?
Tekrar düşeceğim yollara yağmur yağmaya başlamadan
Gideceğim en uçsuz bucaksız kara ormanın derinlerine
İnsanların çokça ve ellerinin bomboş olduğu yerlere
Zehir damlalarının ortalığı sel gibi yuttuğu yerlere
Vadideki evin o rutubetli pis hapishaneyle kesiştiği yerlere
Cellatların yüzünün her daim gizli olduğu yerlere
Açlığın çirkin olduğu, ruhların unutulduğu yerlere
Siyaha renk, sıfıra sayı denen yerlere
Ve anlatacağım ve düşüneceğim ve konuşacağım ve soluyacağım bunu
Ve dağın oradan yansıtacağım ki tüm ruhlar görebilsin diye
Sonra okyanusun üstünde bekleyeceğim ta batana dek
Ama iyi öğreneceğim şarkımı, söylemeden önce
Ve ağır, ve ağır, ağır, ve ağır
Ve ağır bir yağmur bastıracak birazdan


3 Eylül 2013 Salı

Bob Dylan's Blues

Orijinali:

Well, the Lone Ranger and Tonto
They are ridin' down the line
Fixin' everybody's troubles
Everybody's except mine
Someone musta told 'em that I was doin' fine

All you five and ten cent women
With nothin' in your heads
I got a real gal I'm in love
Lord, and I'll love her till I'm dead
Go away from my door and my window too, right now

Lord, I ain't goin' down to no race track
See no sports car run
I don't have no sports car
And I don't even care to have one
I can walk anytime around the block

Well, the wind keeps a blowin' me
Up and down the street
With my hat in my hand
And my boots on my feet
Watch out so you don't step on me

Well, look it here buddy
You want to be like me
Pull out your six-shooter
And rob every bank you can see
Tell the judge I said it was all right, yes

Çevirisi:

Maskeli Süvari ve Tonto
Aşıyorlar yolları
Çözüyorlar herkesin sorunlarını
Benimki hariç herkesinkini
Birileri söylemeli onlara
Keyfim yerinde benim de

Ah siz beş on kuruşluk kadınlar
Kafasının içi bomboş olanlar
Benimse gerçekten sevdiğim bir hatunum var
Ve Tanrı şahidim ölene dek seveceğim onu
Şimdi çekin gidin kapımdan ve uzaklaşın penceremden
Hemen şimdi

Tanrım, hiçbir dört çekerim yok yolları aşacak
Vızıldayan spor arabalar görünmüyor ortalıkta
Yok benim de şöyle bir spor arabam
Ve umrumda da değil olup olmaması
Sokağa ne zaman çıksam yürüyebilirim ki

Rüzgâr uçurmaya devam ediyor beni
Sokağın bir aşağısına bir yukarısına
Elimde şapkam
Ayağımda da çizmelerim
Dikkat et de basmayasın ayağıma

Bir bakıver buraya dostum
Benim gibi olma derdindesin
Çek altıpatlarını
Ve soy görebildiğin her bankayı
Hâkimlere de söyle ki her şey yolunda dediğimi
Heyt!


2 Eylül 2013 Pazartesi

Down The Highway

Orijinali:

Well, I'm walkin' down the highway
With my suitcase in my hand
Yes, I'm walkin' down the highway
With my suitcase in my hand
Lord, I really miss my baby
She's in some far-of land

Well, Your streets are gettin' empty
Lord Your highway's gettin' filled
And Your streets are gettin' empty
And Your highway's gettin' filled
Well, the way I love that woman
I swear it's bound to get me killed

Well, I been gamblin' so long
Lord, I ain't got much more to lose
Yes, I been gamblin' so long
Lord, I ain't got much more to lose
Right now I'm havin' trouble
Please don't take away my highway shoes

Well, I'm bound to get lucky, baby
Or I'm bound to die tryin'
Yes, I'm a-bound to get lucky, baby
Lord, Lord I'm a-bound to die tryin'
Well, meet me in the middle of the ocean
And we'll leave this ol' highway behind

Well, the ocean took my baby
My baby stole my heart from me
Yes, the ocean took my baby
My baby took my heart from me
She packed it all up in a suitcase
Lord, she took it away to Italy, Italy

So, I'm walkin' down your highway
Just as far my poor eyes can see
Yes, I'm a-walkin' down your highway
Just as far my eyes can see
From the Golden Gate Bridge
All the way to the Statue of Liberty

Çevirisi:

Yürüyorum otoyolun aşağılarına doğru
Elimde bavulum
Evet, yürüyorum otoyolun aşağılarına doğru
Elimde bavulum
Tanrım, gerçekten özledim kadınımı
O çok uzak diyarlarda bir yerde

Gittikçe boşalıyor sokakların
Tanrım, otoyolların ise doluyor git gide
Ve gittikçe boşalıyor sokakların
Ve otoyolların ise doluyor git gide
Bu kadını böyle sevmeye devam etmek
Yemin ederim ki öldürüyor beni 

Bayağıdır kumardan kaldıramadım başımı
Tanrım, daha da kaybedecek bir şeyim yok ki
Evet, bayağıdır kumardan kaldıramadım başımı
Tanrım, daha da kaybedecek bir şeyim yok ki
İşte şimdi başım belada
Lütfen ayakkabılarımı da almayın benden

İşte şimdi ölesiye şans lazım bana, bebeğim
Ya da yırtınmalıyım şansımı deneyip
Evet, ölesiye şans lazım bana, bebeğim
Ya da yırtınmalıyım şansımı deneyip
Neyse, buluş benimle okyanusun ortasında
Ve arkamızda bırakıp gidelim bu yolları

Okyanus aldı kadınımı
Kadınımsa kalbimi çaldı götürdü
Evet, okyanus aldı kadınımı
Kadınımsa kalbimi çaldı götürdü
Hepsini toparlayıp koydu bir bavula
Tanrım, alıp götürdü İtalya'ya, İtalya'ya

Ve yürüyorum işte senin otoyollarında
Zavallı gözlerim gördüğü kadar işte
Evet, yürüyorum senin otoyollarında
Zavallı gözlerim gördüğü kadar işte
Golden Gate Köprüsü'nün oradan
Ta Özgürlük Heykeli'ne 



1 Eylül 2013 Pazar

Masters Of War

Orijinali:

Come you masters of war
You that build the big guns
You that build the death planes
You that build all the bombs
You that hide behind walls
You that hide behind desks
I just want you to know
I can see through your masks

You that never done nothin'
But build to destroy
You play with my world
Like it's your little toy
You put a gun in my hand
And you hide from my eyes
And you turn and run farther
When the fast bullets fly

Well like a Judas of old
You lie and deceive
A world war can be won
You want me to believe
But I see through your eyes
And I see through your brain
Like I see through the water
That runs down my drain

You fasten all the triggers
For the others to fire
And then you sit back and watch
When the death count gets higher
And you hide in your mansion
All the young people's blood
Flows out of their bodies
And is buried in the mud

You've thrown the worst fear
That can ever be hurled
Fear to bring children
Into the world
Oh for threatening my baby
Unborn and unnamed
You ain't worth the blood
That runs in your veins

How much do I know?
Oh to talk out of turn
You might say that I'm young
You might say I'm unlearned
But there's a one thing I know
Though I'm younger than you
That even Jesus would never
Forgive what you do

Well let me ask you one question
Is your money that good?
Oh will it buy you forgiveness
Do you think that it could?
I think you will find
When your death takes its toll
All the money you made
Will never buy back your soul

And I hope that you die
And your death will come soon
I'll follow your casket
By the pale afternoon
And I'll watch while you're lowered
Down to your deathbed
And I'll stand over your grave
Till I'm sure that you're dead

Çevirisi:

Gelin savaşın efendileri
Siz silahları üretenler
Siz savaş uçaklarını yapanlar
Siz o koca bombaları yapanlar
Siz duvarların ardına saklananlar
Siz masaların altına saklananlar
Sadece şunu bilin ki
Görüyorum maskelerinizin ardını

Siz yok etmek için üretmekten başka
Hiçbirşey yapmayanlar
Oynarsınız dünyamla
Çocuk oyuncağı gibi
Elime bir silah verip
Çıkarsınız menzilimden
Arkanızı dönüp kaçarsınız uzaklara
Kurşunlar havada uçuşurken

Bir zamanarın Judas'ı gibi
Yalan söyleyip kandırırsınız
Bir dünya savaşının kazanılabileceğine
İnanmamı istersiniz
Ama gözlerinizin içine bakıyorum
Ve okuyorum akıllarınızı
Tıpkı yaramdan akan
Sıvıya baktığım gibi

Siz doldurursunuz silahı
Diğerleri ateşlesin diye
Sonra yaslanır arkanıza seyredersiniz
Ölü sayısı git gide artarken
Saklanırsınız evlerinizde
Genç insanların kanları
Bedenlerini terk edip
Karışırken çamura

Akıl almaz korkuları
Yerleştirirsiniz içimize
Bu dünyaya bir çocuk getirme korkusunu
Doğmamış adı konmamış bebeğimi
Tehdit edersiniz
Hiç ama hiç layık değilsiniz
Damarlarınızda akan kana

Bildiğim nedir ki
Konuşuyorum öylesine
Diyebilirsiniz ki daha çok gençsin
Diyebilirsiniz ki çok cahilsin
Ama bildiğim bir tek şey var
Sizden genç olduğum halde
İsa bile bağışlamayacak
Bu sizin yaptıklarınızı

İzninizle size bir sorum var
Paranız yeter mi acaba
Bağışlanmanızı satın almaya
Aklınız alıyor mu bunu
Umarım müstahakkınızı bulursunuz
Ölüm kapınızı çaldığında
Kazandığınız paralar yetmeyecek
Ruhunuzu geri almaya

Ve umarım geberirsiniz
Ölümünüz yakındır
Tabutunuzun arkasından geleceğim
Soğuk bir öğleden sonra
Ve ölüm yatağına indirilirken
Seyredeceğim sizleri
Ve bekleyeceğim mezarınızın başında
Gerçekten öldüğünüzden emin olana dek.


31 Ağustos 2013 Cumartesi

Girl From The North Country

Orijinali:

If you're travelin' in the North Country fair
Where the winds hit heavy on the borderline
Remember me to one who lives there
For she once was a true love of mine

If you go when the snowflakes storm
When the rivers freeze and summer ends
Please see she has a coat so warm
To keep her from the howlin' winds

Please see if her hair hangs long
If it rolls and flows all down her breast
Please see for me if her hair's hanging long
For that's the way I remember her best

I'm a-wonderin' if she remembers me at all
Many times I've often prayed
In the darkness of my night
In the brightness of my day

So if you're travelin' the North Country fair
Where the winds hit heavy on the borderline
Remember me to one who lives there
For she once was a true love of mine

Çevirisi:

Bir gün giderseniz eğer kuzey taraflarına
Rüzgârların sınır boyu sertçe estiği diyarlara
Hatırlatın beni orada yaşayana
Bir zamanlar gerçek aşkımdı o benim

Giderseniz eğer kar fırtınaları eserken
Nehirlerin buz tuttuğu yazın sona erdiği zamanlarda
Lütfen bir bakın kalınca bir palto var mı üstünde
Onu uluyan rüzgârlardan koruyacak

Lütfen benim için bir bakın saçları uzunca salınıyor mu,
Kıvrılıp süzülüyor mu göğüslerinin üzerine.
Lütfen benim için bir bakın saçları uzunca salınıyor mu,
Tam da onu en güzel hatırladığım şekliyle.

Merak ediyorum iyi hatırlıyor mu o beni 
Nice zamanlar ki oturup dua ettim
Gecemin karanlığında
Gündüzümün o parlaklığında

Ve bir gün giderseniz eğer kuzey taraflarına
Rüzgârların sınır boyu sertçe estiği diyarlara
Hatırlatın beni orada yaşayana
Bir zamanlar gerçek aşkımdı o benim

Blowin' In The Wind

Orijinali:

How many roads must a man walk down
Before you call him a man?
How many seas must a white dove sail
Before she sleeps in this sand?
Yes, an' how many times must the cannon balls fly
Before they're forever banned?
The answer, my friend, is blowin' in the wind
The answer is blowin' in the wind

How many years can a mountain exist
Before it is washed to the sea?
Yes, an' how many years can some people exist
Before they're allowed to be free?
Yes, an' how many times must a man turn his head
An' pretend that he just doesn't see?
The answer, my friend, it is blowin' in the wind
An' the answer is blowin' in the wind

How many times must a man look up
Before he can see the sky?
Yes, an' how many ears must one man have
Before he can hear people cry?
Yes, an' how many deaths will it take until he knows
That too many people have died?
The answer, my friend, is blowin' in the wind
The answer is blowin' in the wind

Çevirisi:


Nice yol katetmeli ki bir erkek
Ona adam denilebilsin?
Ve kaç deniz aşmalı ki beyaz güvercin
Kumlarda uykuya dalabilsin?
Ve kaç defa fırlatılmalı ki top gülleleri
Sonsuza dek kilit vurulabilsin üzerlerine?
Cevap, kardeşim, rüzgârda esiyor
Cevap rüzgârda esiyor

Kaç yıl boyu dayanabilir ki bir dağ
Denizle yıkanabilsin?
Ve kaç yıl boyu varolabilir ki bazı insanlar
Özgürlüğe hakları olabilsin?
Ve kaç defa başını çevirebilir bir adam
Görmüyormuş gibi davranabilmesi için?
Cevap, kardeşim, rüzgârda esiyor
Cevap rüzgârda esiyor

Kaç defa başını kaldırıp bakmalı insan
Gökyüzünü görebilmesi için?
Ve kaç kulağı olmalı ki bir insanın
İnsanların ağlayışlarını duyabilsin?
Ve o duysun diye kaç ölüm yaşanmalı
Bunca insanın öldüğünü anlaması için?
Cevap, kardeşim, rüzgârda esiyor
Cevap rüzgârda esiyor